13 Ağustos 2013 Salı

karınca ile cırcır böceği



evvvet sonunda tekrar bir aradayız. bu yaz da sizi yaz dizisi yazımdan mahrum bırakmadım. ancak biraz biraz yaz bitmekte olduğundan yeni sezonun müstakbel dizilerinden de bahsedeceğim.
biliyorsunuz yaz dizileri bütün yaz yayınlanıp ilk kardan önce kışa veda ederler. oysa tüm yaz eylüle hazırlık yapan dizi ekipleri bütün sezonu götürürler. ama bu yaz bir nebze daha kaliteli işler var. yine de bunlar üzgünüm ama kimi asıl sezonun ilk haftalarında kimi ise yeni yıla kadar dayanabilecek yapımlar. bu tükenmenin en büyük sebeplerinden biri yaz dizilerinin insanların kafasındaki algısı. yani kimse esas dizi gözüyle bakmıyor. bir de çok kalitesiz oluyorlar. mesela ekin türkmen'in aşk emek ister adlı işçi haklarına gönderme yapan sıfır kaliteli dizisi yazın bile tutunamadı. o kadar kötü yani.
bir başka isim oyunlu dizide benim hala umudum var. tamam güzel bir fikirdi ancak artık şu dizinin adında isim oyunu olması durumu KABAK tadı verdi. benim hala umudum var daha önce çekilmiş bir dizinin uyarlaması. ahu türkpençe'nin şöhret'inin 2013 versiyonu ama bazı yönlerini şöhretten direk almış. ünlü olacak umut adlı kızın abisi ile şöhret'in ahu türkpençe'sinin hırt abisi aynı. aynı hırtlık mevcut ve aynı adam oynuyor. ondan daha iyi temposu daha hızlı ancak sevgili laçin ceylan'dan başka bir esprisi yok dizinin. esas kız gizem karaca ise benim güzel de diyemediğim çirkin de diyemediğim birisi. stok esas kız olarak kariyerini devam ettirecek belli oldu. bir de şu göndermeli senaryo olayını yanlış anlamışlar berk oktay olmayan esas çocuk sürekli alt metinli alt metinli konuşuyor sinirim bozuluyor. tamam seviyoruz düz metin olmayan başka şeylere gönderme yapan dizileri ama fazlası da sıkıyor.



bence bütün aldığı eleştirilere rağmen güneşi beklerken yazın en iyi dizisi. senaryosu doyuracak kadar klişe; şaşırtacak kadar farklılaşmış. kötü bir şey değil bu. bence her dizi önce biraz klişe vermeli ama başka bir açıdan göstererek. kanal d'nin politikası yazın gençlik dizisini koyup esas sezonda ondan medet ummak. bir kere kavak yelleri'nde tuttu diye her yaz yaptı aynı şeyi. ama orada durum farklıydı. kavak yelleri amerikan lise dizilerinin atası dawson's creek'in uyarlamasıydı. etkisinin büyük olması normal. güneşi beklerken'in görüntüleri çok güzel ama yerli yersiz ortaya çıkan slow motion sahneler resmen OYALAMACA. neyse oyunculara gelirsek teenagerların ebeveynlerinin aileleri tam oturmuş. teenagerlarda bence yerinde seçim olmuş. başroldeki poor girl çok rolüne oturmuş. çok gıcık. golden boy da tam rolünün adamı adeta peri büyükanne. pantene reklamı saçları sinir bozucu. mean girl'ümüz ise çok tutuk ancak bu tutukluk rol gereği olabilir çünkü nedense çok cool duruyor. dizinin tabii ki de tek yıldızı kızıl saçlı bad boy. özel bir amerikan lisesinden transfer olmuş galiba. okulda resmen zorbalık yapıyor (suya kafa batırıp ifade almacalar filan) üstelik bir bad boy'un sahip olması gereken tüm ailevi problemlere sahip. hoş yani.. ama bu dizinin oyuncuları da güneşi beklerken bitince asıl sezonda yılbaşından sonra başlayacak olan yapımlarda karşımızda olacaklar. genç kadronun ilk ciddi işleri olduğu için yukarı doğru bir basamak olacak güneşi beklerken. naz elmas'ın ki gibi homofobik bir yaz dizisinde çöküşe doğru bir basamak değil.


kış hazırlıkları ise the o.c. uyarlaması med cezirde oldukça hissediliyor. iyi cast, iyi teknik ekip. üstelik hikayede sevdiğimiz özlediğimiz o.c. yani. umarım bozulmaz uyarlamada. orijinal hikaye taraftarı bir insanım ancak kitap ya da yabancı dizi uyarlamaları mantıksız değil. film uyarlamaları iyi düşünülmediğinde 3.bölümden sonra izlenmiyor.
bir başka yeni sezon dizisi bugünün saraylısı. yani güzel hikaye ama tat verdi. dolu dolu gelmezse izlenmez. yerli diziler çok geniş bir yelpazeye dağıldı. tek diziye ağırlık yok artık.
hazır olun iki osmanlı dizisi daha geliyor. çok sıkıldım yaaa. muhteşem yüzyıl zaten kan kaybından ölmek üzere siz iki tane daha kalabalık yapan osmanlı dizisi getiriyorsunuz. üzgünüm ama osmanlı çoktan çöküş dönemine girdi.
hazal kaya bu sezon dönüyor televizyonlara. partnerleri biraz yanlış seçim olmuş. izlemesi zevkli insanlar değil. dizinin adı da öyle. A.Ş.K ne ya? adını şebnem koydum'un kısaltılmışı filan mı?
bir de çalıkuşu uyarlanacakmış. tamam okey çalıkuşu güzeldi filan ama o da tat verdi. o kadar konuşuldu ki sırf reytingi garanti olacak diye düşünülmüş saçma bir deneme olacak. fahriye evcen ve burak özçivit oynayacaklarmış. ikisi de tek başlarına yetmez. üstelik fahriye evcen dizi ekranında soğuk.
efsanevi the sopranos da bu sezon uyarlama yerli diziler arasına girecek. the sopranos'u yedirtmemişler binnur kaya ve gökçe bahadır gibi mükemmel iki kadın oyuncuyu koymuşlar. ancak hikayenin yerlileşmesi gerek. bize soğuk kaçabilir.
evet şimdilik durum bu. yeni sezon bize ne masallar izletecek bakalım.

1 Temmuz 2013 Pazartesi

kuzey güney: kasların dönüşü



 haftalardır daha önemli konular olduğu için buraları boş bırakıyordum. hayatın hızla, birliktelikle, coşkuyla devam ettiğini şu son bir ayda iyice öğrendik. yine de kendi adıma bilgisayar karşısında oturup dizi yorumu yapmak bana saçma gelmişti. neredeyse her bölümünü burada yorumladığım kuzey güney'i final yazısından da mahrum bırakmak istemedim ama.
ilk olarak en başa dönülen sahnelere bakarsak eğer;
ali'nin finalde olması güzeldi. ben seviyorum böyle şeyleri. cemre'nin saçlarını, kahkülü kadınlara hiç yakıştırmamama rağmen sevdim. belki de o eski özlediğim kuzey'i güney ile kıskandırmaya çalışan umut verici kızı gördüğüm içindir. güney'in halini de sevdim. o eski yumuşak güney'i zamanında sevmesem de şimdiki brezilya dizisi kötüsü güney'e tercih ettiğimden özlemişim. ali de aynen olduğu gibi birinci sezonda ölmesi gereken bir karakterdi çünkü hikayesi ilerlemezdi. ancak dizinin tipleme eksikliği ikinci sezonda giderilmediği için finalde geri gelince bir boşluk doldu sanki. ama bence flashback sahnesinde kalmalıydı. kuzey'e gelirsek ise tam bir ergen demekten başka seçeneğim yok galiba. bu arada kuzey'in hapisten çıkınca yaptırdığı dövmelerinin hapse girmeden de olduğunu gördüğümüzde, hapse girmeden önce dövmelerini sildirdiğini çıkınca ise aynılarını tekrar yaptırdığını görürüz. belki de prison break şüphesi uyandırmak istememiştir hapishanede.


kuzey'i ben dizinin başından ikinci sezonun ortasına kadar çok seviyordum biliyorsunuz. sonra bir şeyler bir adam kayırmacalar durumu oldu pek haz etmedim kendisinden. o gazla güneyci falan oldum ama güney de taraf olmak için yeterli bir karakter değildi. fazla kötüytü. pek güneyci olma fırsatı verilmedi bizlere. sonra sonra son bölümlere doğru ben kuzey'in davasını merak etmekten uzaklaştım. bananeydi artık. ancak yine de kuzey'in körü körüne güney'e inanması sinir bozucuydu. kardeş olduklarını asla unutmamaları gerekirdi ama kuzey de böyle iyice acınılsın diye safoşa dönüşmemeliydi. neyse finale gelirsek kuzey'in pek bir olayı yoktu finalde. kıvanç tatlıtuğ'da oyunculuk olarak çok bir şey yapmadı. yine iyi oynadı ancak biz bihter yüzünden finallerde başrol oyuncusunun coşmasını arar olduk. kuzey'in sonu ise makara filan fena değildi. valla iyi ki güney gibi bir abisi var da şu makara işine girdi onun sayesinde. yoksa kuzey şuan gezideki çeviklerden biri olurdu.



güney'in çekilebilir bir karakter olmasının tek sebebi buğra gülsoy. bunu daha önce de söylemiştim. oyunculuk olarak da finalde çok iyi iş çıkardı adam. her ne kadar dizinin gidişatı için güney'in burnunun sürtülmesinin yerinde olduğunu düşünsem de karakter açısından bakılınca güney büyük bir haksızlığa uğramıştır. bu haksızlığı finalde hem kuzey ve cemre'nin arasından çekilmek hem de onlara bir vicdan azabı bırakmak için kendini öldürerek ya da kuzey için bir şekilde kendini feda ederek telafi edeceklerini düşünmüştüm. ancak güney'in, kuzey'in önüne geçmemesi için yine haksızlığa uğradığını gördük. tamam kuzey kahramanımız ama finalde bir kişinin bile bir tık yükselmesiyle önüne geçebileceği bir kahraman. bunun sebebi de kuzey karakterinin kısırlaştırılması. kuzeydeki malzeme kullanılamamıştır. bunun bedelini ise güney, hiç içinde olmayan şeyleri yaparak ödemiştir. her devrin adamı kapitalist güney tüm sömürüleri ile birlikte son bir ayda yavaş yavaş düşmüştür. hapishanede ise vücut çalışarak kuzey güney: yüzüklerin efendisi yazılarımın sonuncusuna isim veren kasları döndürmüştür. doğrusu kuzey, cemre ve gülten'in tatilinde sahilde kısa kollu atlet giyen kuzey, onu üstsüz bekleyenlerin toplandığı sahildeki forumun dağılmasına sebep olmuştur.


cemre cemre cemre... senin de finalde pek olayın yoktu. sadece şu evden kuzeysiz yalnız çıkışında fonda senin umutsuz aşık olduğun zamanlarda çalan müziğin olduğu sahne biraz duygusaldı. orada işte nasıl yitirilmiş bir hayat olduğunu fark ettim. kadınlığının getirdiği bütün hırslarını bıraktın. kuzey'in işi sayesinde orta doğu senin avrupa benim gezmeye başladın. galiba sen sessiz sedasız amacına ulaştın ha? ama sana benden tavsiye sakın paris'e gitme. nasıl olsa oraya ilk evliliğinde gittin. hayallerindeki o ''üç'' çocuğu da yaparsın artık. dönüştüğün kadın ile kuzey birbirine çok yakışıyor emin ol. ama sizin mutlu veya mutsuz olmanız uzun zamandır beni ilgilendirmediği için bu satırları bile zorla yazıyorum. yine de şükür ki kuzey ve cemre'nin halvet sahnesini görmedik. bu kadar büyütülen bekaretin finalde yok sayılması biraz içimin yağlarını eritti. kuzey'in cemreyi o sahnelerde ağlayarak alnından öptüğünü görmeye tahammül edemezdim. ama iki ay sonra cemre biraz buruktu. galiba zeynep kuzey'in yatak performansıyla ilgili yalan söylemiş cemreye. kızcağızın beklediğine değmediği yüzünden belliydi.


bir kadın neden feminist olmaz? bütün hayatına baktığımızda banu neden finalde ölür? bu son biraz muhafazakar değil midir? banu'nun sonu pek ''kadın'' adına pek umut verici değildi. iç karartıcıydı. senaristleri kadın olmasına rağmen güçlü kadınlar konusunda hep aynı bakış açısına sahipler. toplumun genel düzenini yansıtıyorlar belki ama iş gerçekçilikse eğer orada çok büyük ihtimal dışı olaylar var zaten kuzey güneyde. bir şeylerin değişmesi adına küçük bir adım bile atmıyorlar. diziler bizim için farkında olmasak da çok önemli. gerçekten insanlar etkileniyor ve eskisi gibi yerli dizilerin büyük başarılara ulaşamamasının sebebi hala eski usul diziler yazılıyor olması. yeni nesil izleyici kitlesine samimi gelmiyor bu etme bulma dünyaları. o kültürden çıktık artık. mesela diziyi izleyen genç kitlenin banu'nun intihar sahnesinden sonra bir donup kaldığına ama anlamsız bulduğuna eminim(bende böyle oldu da). artık bir çıkışın hep olduğunu biliyoruz çünkü. banu akli dengesi bir bölüm öncesine kadar yerinde olan, güçlü bir kadındı. finalde kuzey veya cemreden birini öldürmeye cesaret edemedikleri, güney'i yükselmesin diye öldüremedikleri için ''hadi banuyu öldürelim hem de hırslı kadının sonunu gösterelim'' demişler gibi olmuş. sadece böyle değil teknik olarak da haksızlık vardı bu sahnelerde. bir kere çok çabuk oldu her şey. itiraf edeyim silahı görünce banu güney'i öldürecek sandım. o kadar temelsizdi ki intihar sahnesi bade süalp'in başarıyla altından kalkması olması hissedilmeyecekti neredeyse. ya yere düşmüş ölmüş banuyu bile gösteremediler. algı direk acaba ölmedi mi oluyor o zaman. resmen üşenmişler. sahnenin tek gideri oyuncularıydı. bade süalp'in verdiği gerçeklik, buğra gülsoy'un o şaşkın tavırları ve hale soygazi'nin kızının ölümüne karşı yansıttığı bedensel acı çok doğruydu. ama genel olarak banu'nun ölümü umut kırıcı ve bu kadar soft bir sona fazla ağırdı. banu'nun sonu ülkemizin beyaz insanına karşı yanlış bir gözlemdir.


zeynep ise beni üç sebepten hayal kırıklığına uğratmıştır. bunun birinci sebebi cemre'nin gelinliğine yaptığı sabotajdır. tamam laf sokmalarını filan seviyordum ama bu basitliğini saçma buldum. en son ortaokulda izlediğim peru pembe dizisinde yapılmıştı bu. ikincisi ise kuzey ve cemreye finalde destek vermesidir. aptalım benim onlar senin desteğine ihtiyaç duymuyor ki. illa taraf olunacak ya. ayrıca zeynep'in nikaha gelmesi de ali'nin videosunu göstermesi de önemsizleştirilmiş biraz. bunun ilk sebebi zeynep'in nikaha gelme sahnesinin flashbackte gösterilmesi ikincisi ise ali'nin zaten daha eskiye ait bir flashbackte gözükmesi. nikahtaki video pek görevini yerine getiremedi bu yüzden. zeynep'e kızmamın üçüncü sebebi ise nikaha geldiği tuvalet. üzgünüm ama zeynep ben senin insanlara italya'da moda okuyorum deyip başka işler çevirdiğini düşünüyorum. bunun sebebi tuvaletinin güzel veya çirkin olması değil bir nikah için fazla olması. zevki geçtim daha nerede ne giyileceğini bilmiyorsun. bence sen FAYANS işine geri dön. başkentte alt geçitlerde fayanslar zarar görmüş hem. italyana geri dönemedin oraya taşın bari.


en güzel son aşkım simay'ındı. uzaklaşıp yeniden hayata başlamasına çok sevindim. direnmeye yurt dışında devam edecek artık. simay'ın sonu umut verici bir durumdu. yalnız orada da bir tuhaflık sezdim. ben birisinin üniversite okumaya isviçreye gittiğini ilk defa duyuyorum. isviçreye yatılı okula gidilir. üniversiteye ingiltereye ya da amerikaya gidilir. burak çatalcalı ise ne yaptı ne etti kendine yine gizemli bir olay buldu. tam olarak anlamadım simay'ı nasıl kullandı ne elde etti ama yine böyle sır içinde sır dolandırdı yani. simay'ın da dizide bulaşmadığı adam kalmadı. kuzey-ali-ferhat-sami-güney-şeref-barış-burak-can(striptiz barı unutmayın) hepsiyle şu veya bu şekilde bir ilişkisi oldu. dizinin en kilit karakteriydi ve bunu da sonuna kadar hak etti. şimdi isviçre kanallarından öğrendiği ülkemizle ilgili haberleri bize ulaştırır artık. malum bizde medya pek konuşmuyor. dizide de her şeyi ilk önce simay öğrenirdi zaten. bebiş barış'a gelirsek eğer; barış'ı burak'ın öldürdüğünü düşünmüyorum. burak çatalcalı katil olacak biri değil. barış kaçtı gitti işte. onun sonu da güzeldi mesela. her günahın bedelinin ödendiği bir dünya yok. barış'ın kaçak kalması da bu yansıtıldığı için hoştu. ancak sonra düşündüm ki barış son bir aydır yok. sonu böyle düşünülseydi en sonunda bir yakalanma sahnesi bile olmasa simay'ın barış'ın kendisini kaçırdığı flashback'in de barış gözükmeliydi. çağdaş onur öztürk diziden ayrıldı desem ona ilişkin bir şeyde duyulmadı. sonra araştırdım filan galiba çağdaş onur öztürk direniyormuş. kanal d gezi yayını yapmadığı için kanala boykot yapmış. ne diyelim helal olsun. korkak oyuncularımızın gözünü açar belki.
ha bir de simay-burak çatalcalı iş birliğini finalde flashbackle gösterince ters köşe olmuyor. öyle olması için düşünülse bile biraz sonradan uydurulmuş gibi duruyor.

fabulous can bey ise izdivaç programında talip olduğu kadının stüdyo teyzesi tarafından ortaya çıkarılan kirli sırrı yüzünden aldığı elektriği kesti. beyaz insanlarımızın üremesine izin vermiyorlar. can bey ve banuyu bir araya getirmediler. bu olayın en büyük şahidi de üç senedir izdivaç programında koca bekleyen venüs oldu. can bey de burak da çok yakışıklı ve zengin olmalarına rağmen dizideki kadınların hırt tekinoğlu erkeklerini sevmesinden dolayı yalnız kaldılar. bu yüzden burak çatalcalı ile can bey ebru sinaner'i sinaner köşkünden beraber uğurladıktan sonra önce içeri geçecekler, teselliyi birbirlerinde bulacaklar sonra da onur yürüyüşüne katılacaklar zannettim ama olmadı.  


denizciğimi finalde görmek güzeldi. onsuz olmazdı tabii ki de. şeref konusunda ise bazı şüphelerim var. madem güney'in silahında gerçek mermi yoktu neden bu kadar gerildik. finale göre biraz düşük bir kurtarıştı.





ebeveynlere gelirsek eğer; gülten hanım gibi bir karakteri asla unutmayacağız. ama onun iki bölümde bir serpiştirilen kişisel gelişim temalı hayata karşı mücadelesini anlattığı monologları biraz sıkmıştı. bu arada o karavanlı adamın bir akrabasının ölmüş olacağını size söylemiştim. buralara ara verdiğim için zaferimi yazamadım. karavanlı adam ile ilgili bir başka durum ise senaristlerin yine çok çok sevdiği başka bir durumu sundu bize. ölen kocanın-annenin ailesiyle iyi ilişkilerin sürmesi vakası. aynısı aynurda da vardı, fatmagül'ün buldumcuk ebe ninesinin avukat kocasında da vardı. aynur demişken ne kadar basit olduğunu geçen bölüm güney'e yaranmaya çalışmasıyla kanıtlamıştır. finalde de cemre evden çıkarken yalandan ağlayarak riyakarlığını gözler önüne sermiştir. sami zaten aynı odun. iki çemçom otursunlar birlikte. handan hanım gönüllerin sahibi. öyle böyle değil çok başarılı bir karakter handan. senaristlerin bazı şeylerini beğenmiyorum ama gözlem yetenekleri konusunda çok başarılı olduklarını reddedemem. handan hanımın bir kaç bölüm önce cemrelerden çıkarken hırkasını çantasına ''katlayıp koyduğunu'' belirtmesi efsaneydi efsane. aynur sami'nin kıllı dobik elini tutadursun handan hanımcığım biz senin yanındayız. ve belirtmem gerekir ki çok sevdiğim bir hayvana benziyorsun. handan hanım bizim penguenimiz. veee üzüntülü anlar başlasın. insanların içlerinde tepedeki insanlara karşı refleks gibi gelişen nefretler vardır. ebru sinaner her annenin yapacağı gibi sadece çocuklarının arkasında durdu. yaptıklarının bedeli ne servetini kaybetmek ne de evlat acısıydı. kuzey güney'in izleyici kitlesinin çoğunluğunun bu sonla içi soğudu. sinanerler her şeyden önce çok kadın bir aileydi. banu, barış, ebru sinaner ataerkillikten uzaktılar. kötü bir son onlar için kaçınılmazdı. melih bey takımını hatırlayın. aynı son aynı sahnelerle onlarında annesinin başına geldi. firdevs hanım da bir arabaya binip gitmişti. nereye gidiyor bu sosyetik kızı ölen kadınlar arabalara binip binip? firdevs hanım her yere gitmiş olabilir ama bence ebru sinaner saç rengini göz önünde bulundurursak kesin çağdaş yaşamı destekleme derneğine gitmiştir. sinanerleri seviyoruz. unutursam papyonum bozulsun.
neyse durum bu işte. iki sene boyunca izledik. çok isyan ettim kuzey güney hakkında çünkü iyi başlayan bir işti, ikinci sezonu hayal kırıklığıydı ama seviyorduk onu.
yani:

kuzey güney seni özleyeceğiz tatlım. 



27 Mayıs 2013 Pazartesi

kuzey güney: iki saruman




kuzey güney geçtiğimiz hafta deniz'in dönüşüyle renklendi. bir flashback olmadığı için ve sami'den sekizli şifreli şeyleri duyunca geçmişe gidip orada ne olduğunu deniz'den öğrendiğini düşündüğüm güney'e gıcık olmaya başladım. ben sevmiyorum ya her şeyin tıkır tıkır gitmesini. neyse ama kuzey ile cemre o kadar salak ki galiba karşılarında kim olsa tutarım. bu arada deniz seni çok özlemişiz. babanın kızı olduğunu kanıtladın yine. dolap içinde dolap çeviriyorsun. bir de ne diyeceğim ben ferhat'ı çok özledim.

iki saruman'a gelirsek;
birinci sarumanımız burak çatalcalı. kendisini ilk çıktığında severdim ancak sonra soğumuştum. şimdi şimdi bir kaç haftadır sinaner team'e geçtiği için onu tekrar seviyorum. kraliçe ebru'nun son generali de burak çatalcalı oldu. atilla sinaner zamanları ve ebru hanım'ın ilk zamanları baş komutan banuydu. sonra barış bu mevkiye yükseldi. biraz geçince güney ile barış rekabet halindeki iki baş komutan oldular. sonra barış rütbe kaybetti, güney tek başına ebru sinaner'in pis işlerini yaptı. şimdi ise burak çatalcalı sinaner team'in yükselişi için çabalıyor. çok iyi çok.. bence artık baya baya sevdiğim zeynep bu sefer doğru ata oynasın. sinanerlere kapağı atsın. öyle laf sokmakla hayat geçmez annem ben sana diyeyim. venüs ise hep yancı. kıyamam ikinci sınıf karakter bile olamadı. bir de baya acıyorum ben venüs'e ne tarafa gitse o taraf kaybediyor.
ikinci sarumanımız ise simay. o da baya pasifti bir kaç bölümdür. şimdi ise hala oyunda olduğunu, elenmediğini belli etti. baksanıza banu, zeynep, barış hepsi elendi bir tek simay ve güney kaldılar kuzey ve cemreye karşı. kuzey de simay ile güney'in birlikte yaşadığını öğrenince bozuldu filan. cemre de güney'in her şeye rağmen kuzey'in kardeşi olduğunu unutup kendi evlilik teklifi seremonisi yarım kaldı diye üzülüyor. gerçek bir dangalaksın cemre yaa. simaycığım ise öyle mi nasıl soktu fitleri kuzey'e sert sert.

hadi bakalım kim dönecek bilmiyorum ama biri dönsün de şu kuzey ile cemre'nin yüzüğü yok olsun filan.

23 Mayıs 2013 Perşembe

şadiye'nin merhametsizliği




geçen hafta merhamet ile ilgili yazamamıştım ama ne olduğunu şöyle bir söyleyebilirim: şadiye-narin sonunda buluştular. fazla uzatmamaları iyi oldu bu durumu. böylece hikaye kendi rotasında şekillenebiliyor. bazen dizilerin planlanılan hikayelerini zaman kaybetmeden göstermek gerekir. karakterlerin sağlam şekillenmediği yapımlarda konu hemen biter, gerisi eğreti kalır. ancak merhamet kendi hikayelerinden hikaye doğuracak bir dizi. üstelik hiç de yabana atılmaması gereken bir mizah anlayışı var.
neyseler neysesi şadiye geldi tam geldi yani. can ile deniz'in arasını bozdu, o hapisten çıkan adamı narin'in evinden gönderdi, ırmak'ı iyice delirtti. babür ile bölüm sonundaki planlaşmaları da çok güzeldi. şadiye için şimdi zafer vakti. bir an önce zafer'i de görelim de tam olsun. geçmişten ne olduğunu bilmediğimiz bir o kaldı. moskof recep'e ise bir sözüm var: telafi diye bir şey yoktur, özrün kabulü vardır. ailene yaptıklarını telafi edeceğim diye yırtınma. kızların özrünü kabul ettiler de onları görebiliyorsun diye şükret.
ve sonunda beklenen sır şadiye'nin ailesinin ölümüyle ilgisinin tamamen açıklığa kavuşması ise kan dondurdu.




sevgili atıf ise sapıtmaya yaklaştı. ilk çıktığındaki coolluğu kalmadı bence. ne o öyle her şeye maydanoz. tamam yine eğlendiriyor da. ne bileyim planlar hesaplar filan. gerçi ben atıf çıldıracak demiştim. zaten dizinin deli kadrosu çok geniş. obsesif babür, nevrotik deniz, manik depresif-obsesif ırmak, kendi çocukluğuyla ara sıra konuşan şizofren narin ve psikopat şadiye'den sonra bir de sen çıkma başımıza atıfcığım.





ırmak sonunda narin-fırat ilişkisinin kendi hayal ürünü olmadığını öğrendiği için çok mutluyum. kızın delilik kat sayısı biraz düşecek. ayhan için de sevindim. geçen bölüm ırmak'ın tabiriyle ''takip ettiği kişi tarafından takip edilen dedektif'' ilan edildiği için forsu baya gitmişti. ya narin'i seviyorum ediyorum ama pek normal pek düz bir karakter olmaya başladı. narin de fırat da bence dizinin en sıkıcı insanları. kapı gibi karakterler var yani onların dışında. biliyorsunuz ben bir dizide eğer aptal ya da sıkıcı değilse kötü kadını tutarım. ırmak da bu bölüm, deniz kucağında şadiye ve can yüzünden ağlarken yalandan ''elim ayağım kesildi'' diyerek beni oldukça eğlendirdi. ırmak tam bir goldie benim için.

sevdiğim diziler bbg evi gibi bütün gün yayınlansın isterim biliyorsunuz. merhamet de benim için böyle oldu. hep olsun ben izlerim.

19 Mayıs 2013 Pazar

teenwood aşk üçgenleri


bildiğiniz gibi teen dramalar konusunda bir uzman sayılırım. normalde gerçek hayatla ilgili yazılar yazmayıp dizi karakterlerine yaşıyorlarmış gibi yorum yapıyorum biliyorsunuz. ancak kendimi tutamayıp bu yazımda çok sevdiğim dizilerin oyuncularının dizilerindekinden daha karışık aşk ilişkilerini yazacağım size.


bence deli yakışmış olan, aşkım leighton meester ve sebastian stan çiftinden başlamak istiyorum. neredeyse evleneceklerdi biliyorsunuz ancak sonra baya sansasyonel bir ayrılık yaşadılar. leighton meester zaten gossip girl'in yıldızı, sebastian stan ise gossip girl'de üç sezon piçlerin piçi carter baizen olarak gidip geldi.


kısa, hatta çok kısa olmasına rağmen glee'nin aşkımı dianna agron'u ile the o.c.'nin açık ara yıldızı adam brody bir süre beraber oldular. bunlarda bence çok yakışmışlar zamanında.


sonra sonra dianna agron ile sebastian stan çıkmaya başladılar. en sevdiğim iki teen dizi olan gossip girl ile glee'nin en sevdiğim iki insanını tavladığı için sebastian stan'a bir hayranlık duymadım değil.


blair'den kalan bir özellik herhalde leighton meester de boş durmadı ve dianna agron'un eski aşkı adam brody'i  kafaladı. insanları sevmek böyle bir şey herhalde bunları da çok yakıştırdım ben. ama aşkım leighton meester unutma ki dianna agron da glee'nin kötü kızıydı.


şimdi ise dianna agron daha önce görmediğim duymadığım ama kendisine yakıştığını gördüğüm alex pettyfer ile birlikte.


sağ olsun aşkım dianna agron pek faal. glee'nin esas çocuğu cory monteith ile de bir romantik bir şeyler yaşamıştı biliyorsunuz.


ilk başlarda glee'nin iticilerin iticisi esas kızı lea michele ile glee'nin diziye gelip giden kötüsünü oynayan jonathan groff birlikte diye bir söylenti vardı. çok yakın pozlar veriyorlardı objektiflere..


ancak sonra aynı dizideki gibi lea michele, cory monteith ile dianna agron'dan sonra beraber oldu. hala da birlikteler.


ve flaş haber lea michele ile jonathan groff birbirlerinin en yakın arkadaşı olduklarını söylediler. bununla beraber jonathan groff'un, heroes'dan tanıdığımız american horror story'nin yıldızı zachary quinto ile birlikte olduğu ortaya çıktı. heroes'un sylar'ının gay olacağını düşünmemiştim ancak jonathan groff'un glee'deki bohemian rhapsody performansını izledikten sonra bile nasıl gay olduğunu anlamadım diye kendime kızdım.


lea michele bir ara da glee'nin kötü çocuğu mark salling ile çıkmıştı. dizide de takılmışlardı ama bence hem gerçek hayatta hem de dizide gereksiz olmuşlar. bence yapmacıklar yapmacığı lea michele kimseye yakışmıyor. burada da bir aşk üçgeni var merak etmeyin.


glee'nin diğer kötü kızı naya rivera ile mark salling de bir ara beraber oldular. bence olmuşlarmış neden ayrıldınız ki? ben glee'de de birlikteyken sizin çok seksi olduğunuzu düşünüyordum zaten.


naya rivera ile glee'de pek candan pek sevimli bir karakteri canlandıran chord overstreet küçük bir romantik kaçamak yapmışlardı. buradan da anlayabileceğimiz gibi glee'nin oyuncuları aynı dizideki gibi birbirleriyle çıkıp ayrılmışlar. dizideki karakterleri de çıkmıştı zaten. hatta 4.sezonda ikisi de aynı kız için birbirine girdi bir daha.


cory monteith ile dianna agron'un en yakın arkadaşı taylor swift bir ara çıkmışlardı. haa tabii ki de tüm bu olanlara rağmen dianna agron, naya rivera ve lea michele birbirlerinin hala en yakın arkadaşları.


cory monteith'i hatırlatmamın sebebi hem rehabilitasyondaki günlerinde ona destek olmak hem de taylor swift ile cory monteith'in rol arkadaşı chord overstreet'in de çıktığını belirtmek. olmamış ikisi de kıza fazla.


zaten sonradan taylor swift'in de sübyancı olduğu ortaya çıktı. harry styles ile birlikte oldu. harry styles bile pişman bu kızla çıktığına.


tekrar bebe şampuanı chord overstreet'e dönersek emma roberts ile bir zamanlar ilişkisi olduğunu hatırlayarak dönelim. sevgili chord overstreet bu ılıksu ılıksu kızlarda ne buluyorsun?


emma roberts dur durak bilmeden bir vurgun daha yapmış ve american horror story'nin delili mertli genç yıldızı evan peters'ı kapatmıştır. bence olmadı. sırf evan peters sayesinde cool gözüken bir çift.

kafa karıştırıcı değil mi? crossların değişmez bir yemin olduğu dizileriniz bile bu kadar karışık değil.





16 Mayıs 2013 Perşembe

kuzey güney: huzur evi





iyilik perisi kuzey ile cadı güney'in bu haftaki hikayesinde american horror story: asylum'dan esinlenilerek huzur evi konsepti vardı (american horror story: asylum ile ilgili yazım yakında sizlerle). demet-şeref nişan bölümünde kuzey ile güney'in uyuz üvey kardeşiyle dans eden zeynep bu bölüm huzur evindekilerle dans etti. sadece o da değil hepsi bir tatlış amca ya da teyzeyle dans etti. sevimli olabilecekken bu sahneler kuzey'in yalandan ''çok güzeller yaa...'' demesiyle bütün samimiyetini aldı. hele hele kuzey'in handan hanıma hediye aldığı sahnede bağladığı kutsal emrah modu gıcık ötesiydi. valla kuzey bir game of thrones karakteri olsaydın bu tek yönlülüğün yüzünden ned stark kadar bile yaşamazdın. yalnız bu ara cemreye çok yoğunlaştın arada külkedisini de yokla. duyduğuma göre her şey kabak olmuş yine.




gönlümün telini koparan kuzey-cemre tekne kavuşma sahnesi çok tırttı. her romantik yere de ''ben böyle düşündüm yani'' sözünü sıkıştıralım tamam mı? bu arada bölüm sonunda yüzüklerde takılmadı ha. bence bir takacaklardı çekerken denediler. ama baktılar yüzükler parmaklara uymuyor. şimdi kuzey-cemre buluşması da gözümüzde büyütüldükçe büyütüldü ya öyle ''ay parmağıma olmadı'' gibi sahneler olmasın diye sarılarak bitirdiler bölümü. zaten kuzey ile cemre bence birbirini sevmiyor. bu kadar tantana çıktı bari birbirimizi seviyormuş gibi yapalım dediler kesin çünkü birbirlerini boku öper gibi öpüyorlar.
valla bu bölüm kuzey ve cemre'dense handan hanım'ın sami ile aynur'u ayırma planları daha eğlenceliydi. oh olsun sana aynur oh. benim kuzey güney'deki sevdiklerime aktif olarak hiç bir zararın olmasa da, seni çok sevdiğim bir oyuncu oynuyor olsa da aynur'a ilk çıktığı günden beri deli gıcığım. bu kadar iyi gösterilen insanları sevmiyorum galiba. bir de ben bu ''herkes yaralı'' muhabbetini de sevmiyorum. şeref de aynur da zeynep de diziye aynı hikayeyle geldiler. hepsinin sevdiği kişiler ölmüş. acı sömürülmesini izlemeyi seviyoruz. şimdi bir de büyük ihtimalle gülten hanım'ın karavanda vereceği adam çıktı. onunda kesin bir şeyleri ölmüştür. en olmadı köpeği filan..




kuzey güney'in sinaner team kısımları kanal 7 de yayınlanıyor artık. temel mantık etme-bulma dünyası çünkü. o yönde ilerliyor senaryo. illa bütün zenginler yere attıkları çöpün, açık bıraktıkları suyun bile bedelini ödeyecekler. banu yeniden delirdi, barış gittikçe dibe çekiliyor, ebru hanım'ın yaptıklarının acısı çocuklarından çıkıyor (ne yaptıysa..), güney zaten kötülükte sınır tanımadığından diri diri gömülecek ve ya diri diri yanacak sona doğru gidiyor. hepsi zaten batıyor, parasız kalıp kuzeylerin mahalleye yerleşecekler. belki ebru hanım, banu ve barış bizim gülten hanım'ın satılacak evine yerleşirler. biraz oyun yapın ya şaşırtın bizi. öyle havaalanındaki 8 numaralı kasalar, kırmızı rujlar, güney'in kendi bacağını vurup suçu barış'a atmaları filan hiç bir şey değil. daha önce de söyledim yine söylüyorum: suçların başkasının üstüne kalmasından başka olay yok bu dizide. finalde de güney kendini vurdu. nasıl olsa bu dizinin karakterleri suç aletini eline almayı çok sevdiğinden güney bile tutuşturmamıştır silahı barış'ın eline. barış kendi almıştır yerden eğilip.
en eğlenceli kısım simay-güney roomieliği kesinlikle. baya eğlenceliler. simay dışarı çıkmak istiyor, güney çıkmayınca söyleniyor filan. zaten evi simay'ın eskileri mesken etmiş, biri gidiyor biri geliyor. bir de balık tutmaya gitmişler. ya güney gibi bir insanın nasıl balık tutma hobisi olur? baya saçma yani. illa böyle şapkayla filan seri katil izlenimi yapacaklar ya. bir ara güney'i pek sevsem de güney hep ''düz'' bir karakterdi. buğra gülsoy sayesinde doğal oldu. aktörü çıkar karakter kofti yani. bitsin şu dizide artık ece-melek tekrar doğal hikayeler yazsın. başından sonuna hayran olduğum yaprak dökümü (gerçi şevket ile ferhundeyi barıştırmadılar hayata küsmüştüm bu yüzden) gibi efsane aşk-ı memnu gibi..

kuzey güney bittiğinde absürd dramın kralı ünvanını adını feriha koydum'dan alabilir. demedi demeyin..

12 Mayıs 2013 Pazar

dört bir yanım game of thrones

haftalardır sevgili fantastik dostum game of thrones hakkında bir şey yazamadım. bu ihmalim affedilemez tabii ki de ama şimdi yazamadığım dört bölümün hepsini birden irdeleyeceğim sizin için.

3x3



sevgili ezilen dostu khaleesimiz bu hafta o köle kızcağızı satın aldı. ejderhalarından birini o at hırsızı kılıklı adama verecek olması hepimizin içini yaktı. ancak ben izlediğim için sonra olacakları biliyorum. bu yüzden içi rahat.
starklar'ın bu hafta cenazesi vardı. lady stark'ın babasını suda yaktılar. hiç sevgili olmayan lady stark'ın kardeşi ise aslında benim sevdiğim tipte bir karakter olmasına rağmen itici.
theon ise bilinmez bir kuyuda dibe doğru ilerliyor. o böyle şeyler yaşadıkça ben daha çok theon'u seviyorum. mesela birinci sezonda sevmezdim, ikide de benim için bir önemi yoktu. ancak nedense bu sezon theon'u bir seivyorum.
lannisterlar ise sarayda türlü türlü entrikaya devam ediyorlar. bölümün en beğendiğim sahnesi tabii ki de cersei ve tyrion'un toplantıda babalarının kendilerini yerleştirdiği oturma düzenini bozup sandalyelerini çektikleri andı. bu arada cersei'nin yüzüne bakan onun kötü olduğu anlar. game of thrones bizde çekilse kesinlikle cerseiyi yeşim salkım oynar. o da kötülüğü yüzünden okunanlardan çünkü.
içimi esas cız ettiren olaylar ise jamie ve brienne de vuku buldu. jamieciğim brienneyi kurtaracağım derken elinden oldu.

3x4



sezonun dördüncü bölümünün iki önemli olayı vardı. lady olenna, cersei, joffrey ve margaery kutlama salonunu dolaşırken margaery'nin nasıl ilimli bilimli olduğunu bir kez daha anladık. olenna ile cersei'nin konuşmaları da cersei için huzursuzluk vericiydi ancak muhteşemdi. margaery ile joffrey'nin halkı selamladığı sahnede halkın önce ''lady margaery'' diye tezahürat yapması beni zevkten öldürdü. aptal sansa da nasıl bir adam meraklısı olduğunu kanıtladı. şimdi de loras ile ilgili hayaller kuruyor. biraz akıl kızım ya biraz akıl. şu erkek merakın sonun olacak bak.
bölümün diğer önemli olayı ise tabii ki de khaleesi'nin altın vuruşuydu. ejderhasını verdiğinde o ejderha ağladı ya içim parçalandı. khaleesi'nin o değişik dili konuşmaya başlaması, sahipleri öldürtmesi ve at hırsızı kılıklı adamı yakması, askerlerin ona gönülden bağlanması filan tüyleri diken diken eden; göz yaşartan anlardı.

3x5



bu bölümde sonunda jon snow yeminini bozdu. ygritteyi baya memnun etmiş olacak ki kızcağız o yaptığın şeyi bir daha yap dedi dedi durdu. artık jon snow hangi sitelerden neler izliyorsa..
gurur abidesi babası kılıklı robb stark ise asaletinden kendi sonunu hazırlamaya başladı. bir de freyler filan diyor.
bir başka halvette kralın şehrinde gerçekleşti. lorasçığım tutamadı kendini o porselen ajana döktü her şeyini. ama bu sayede yılışık sansadan evlenmeden kurtulacak. bölümün finalinde cersei, tyrion'a sansayı ona kakaladığı için pis pis sırıtırken kendi de loras ile evleneceğini öğrendi ya. orası çok tatlıştı. koca koca adamlar anaokuluna giden çocuk gibi kaldılar babalarının önünde. neyse loras emin ol cersei, sansa'dan iyidir. en azından senden yapamayacağın şeyler istemez. o başka şeyler seviyor.
yine bu bölüm beni ağlatan şeyler oldu canlarım. jamieciğimin itirafı yıktı geçti. biliyordum ben çılgın kralın halkı yakacağını ama bildiklerimi görünce daha etkili oldu. vee tabi jamie bunları anlatırken pek doğrucu ned stark'ın tepkisini öğrenmek beni sinirlendirdi. sevgili ned doğrularını, anlamadan etmeden uygulamamayı öğrenemeden göçtün gittin valla.
stannis ile ilgili hiçbir şeyi sevmiyorum. melisandre karşısında stannis'in karısını tutarım diyordum ama o daha da itici çıktı. galiba stannis'in bir tek kızını sevdim.

3x6



3x6'nın kesinlikle en komik sahnesi loras'ın sansayı moda konusunda uyardığı dakikalardı. valla sansa için düşünüp bir sıfat bulmaya hiç gerek. direk en gerçek anlamıyla pure aptal. cersei ile tyrion'un konuşması çok duygusaldı bence. cersei'nin kardeşini öldürmeye çalışmadığına çok mutlu oldum. çünkü hala içimde bir yerlerde tyrion'u seviyorum. cersei de seviyor biliyorum. lannister kardeşler birbirleriyle tartıştıkları sahnelerde bile sanki aralarında gizli bir ortaklık varmış gibi geliyor bana. hissediliyor aradaki bağ. stark çocukları gibi mutlu bir çocuklukla değil kötü bir büyümeyle yetişmenin bağı aralarındaki. joffrey'nin ise o kızıl saçlı kadını öldürmesi üzdü. lady olenna ile tywin'in konuşması resmen bir düelloydu. tywin'in sapkınlık olarak gördüğü eşcinselliğin doğal olduğunu söyleyen lady olenna asıl sapkınlığın ensest olduğunu cersei ve jamieyi ima ederek tywin'in alnına taptı. şiirsel bir sahneydi. ama sonunda varissiz kalmamak için loras ile cersei evliliğini kabul etti.
melisandre ile arya'nın karşılaşması güzeldi. robert'ın gayri meşru oğluna ne yapacak acaba kusmuk melisandre?
theon'un sapığı çok korkunç ve robbcuğum ne olur gitme?

çok kısa kısa oldu ama ben dikkati çekmek istediğim her şeyi yazdım. sezonun son dört bölümünü bekliyoruz artık.