6 Ekim 2013 Pazar

hi mean girl deniz!



evet söz verdiğimiz gibi merhamet yazımızla karşınızdayız. geçen sezon abartmadan harika bir sezon finali yaptıktan sonra merhamet bu sezon da bomba gibi devam ediyor. geçişli karakterleri, komedi ile dram arası gidip gelen senaryosuyla şuan için sezonun en tatlısı, en iyisi.
geçen sezon flashbackler biter bu sezon artık hep günümüz gideriz diye düşünmüştüm ama geçmiş günler narin'in ilk istanbul zamanlarıyla baya baya eğlenceli oldu. narin'in gençliği tam anlamıyla gerçek bir karakter. para hesabı yaparken ''bir masrafım da yok nasıl olsa...'' diye konuştu ya kendi kendine orası harikaydı. narin'in ev arkadaşından onun sapık sevgilisine, hacı amcadan hayta torununa ve mahalledeki serserisinden geçmişteki babür'ün yancısına hepsi çok iyi çok.
tabii ki flashbacklere bu sene deniz de konu oluyor. geçmişte tam bir cheerleader deniz. etrafında mean girlleriyle çalım atıyor. hele hele ''haydi bakalım kim bebek'e geliyorrrrr?'' sahnesindeki hareketleri hem saçma hem eğlendiriciydi. deniz'in narin'e çarpmasının sebebinin ırmak olması da güzeldi. taa o zamanlardan narin'in başına bela olmaya başlamış.
esas deniz ile ilgili en önemli gelişme deniz-sermet ilişkisinin temellerinin atılması. sahneler kesinlikle çok tatlıydı. deniz'i izlemesi çok eğlenceli. can'ı da göz göre göre harcadı fark etmedim değil.


narin de bu sezon hem flashbacklerde hem de günümüzde çok iyi. arada o çocukluğuyla konuştuğu sahneler bile hoşuma gitmeye başladı. ama galiba o sahneleri sevmemin sebebi de bir peri masalı gibi gözükmeyi bırakıp dışarıdan da narin'in kendi kendine konuşuyor gibi gözükmesi oldu. yani anladık ki narin deli. zaten deniz de nevrotik, ırmak ile şadiye'den bahsetmiyorum bile.
neyse narin bu bölümler atıf-fırat-babür/sermet üçlüsüyle yoluna devam ediyor. hamle değiştirip atıf'ın safına geçen narin bir yandan da sermet ile uğraşıyor. fırat desen hala liseli her şeyden kavga çıkartan pislik erkek arkadaş modunda. haa bir de flashbacklerde fırat'ın kankisi gözükmeye başladı. bence onu günümüze getirebilirler. ama kimle olacak bilemedim herkesin başı kalabalık yani...


geçen sezon finalinde şadiye'nin müşterisini öldürtenin ırmak olduğunu düşündürtmüşlerdi bize ya nasıl kızmıştım senaristlere belli değil. allahtan öyle değilmiş de içim rahatladı. ırmak öyle bir kötü değil çünkü. sermet ile ittifaklarının dışında ırmak kendine yeni bir dedektif tutmuş. nasıl olduysa artık adam ırmak'ın hangi deli özelliğine tutulduysa aşık olmuş ırmak'a ahahaha. bir de şey çok güzel ırmak herkesin içinde normal davranmaya çalışıp kendi kendine kaldığında böyle histerik histerik takılıyor ya çok hoşşş.

merhametcan bu sezon da baya iyi gidiyor haydi bakalım..
not: zafer'in dönüşüne çok sevindik

4 Ekim 2013 Cuma

dizi oyunları



sezonun ilk genel değerlendirmesine hoş geldiniz. bu korkunç görüntüyle yazıya başlamak istemezdim ancak vurucu olsun istedim. muhteşem yüzyıl'ı hiç sevmem bilirsiniz ama yine de hürrem'i severdim. meryem uzerli'yi de aynı şekilde. bir sürü olayın tantananın ardından vahide gördüm yeni hürrem oldu. yok yani olamadı ama. ya fazla ünlü olmayan birini bulup hürrem'i bitireceklerdi ya da iyi tanınan bir oyuncuya oynatıp oyuncuyu bitireceklerdi. onlarda diziye kıyamadıklarından oyuncuyu bitirelim dediler. neden biter oyuncu böyle bir durumda? şöyle biter: üzgünüm ama kimse muhteşem yüzyıl bitince hürrem rolünde vahide gördüm'ü hatırlamaz. herkes meryem uzerli'yi hatırlar. zaten herkes isyanlarda. bir de uydurmuşlar şey diyorlar ''başından belliydi son sezonda vahide gördüm'ün yaşlı hürrem'i oynayacağı'' e o zaman kanuni'yi de yaşlı biri oynasın. emin olun stannis'in ben kralım diye horozlanmasından daha saçma bu dedikleri.



senenin en iddialı dizilerinden kayıp çok şey vermeyi hedefliyor ancak bazı konularda tıkanıklık yaşıyor. hayal dünyasında yaşamayı seviyoruz ancak içinde biraz gerçeklik de olsun istiyoruz. kayıp, son, 20 dakika gibi dizilerin problemi bu. aslında konular hep izlenen şeyler ancak ortam birazcık soğuk olunca olan olmuyor. bütün bu ters köşe yığınının içinde biraz daha gerçekçi izler olmalı. bunun dışında kayıp'ın castının oldukça iyi olduğunu söylemeliyim. zaten aslı enver'in asaleti, kaan taşaner'in karizması, dolunay soysert'in gerçekçiliği yeter. kötülük denince akla ilk gelen isimlerden sıcak saatlerin ceyhun emre'si kürşat alnıaçık da cabası. mete horozoğlu tam bir görev adamı. bu rolü de başarıyla yapar ancak ben sanki rolü için eskiden esas oğlan olan artık 35li yaşlarında biri olması gerektiğini düşünüyorum. mete horozoğlu çok karakter oyuncusu kalıyor. aşırı idealist bir dizi olduğu için olduğu için kayıp, aynı kuzeydeki kral robb stark gibi.


çalıkuşu çalıkuşu... çok önyargılıydım. fahriye evcen'in esas kız olduğunu düşünmüyorum çünkü. esas kız olduğu hiçbir dizi devam etmedi. inandırıcı da değil bence. üstelik koskoca çalıkuşu olamaz bence. burak özçivit'in de dizide tek yakışıklı erkek olarak diziyi götürebileceğini sanmıyorum. tek başına yeterli değil, bir kaç tamamlayıcı erkek daha olmalı dizide. yakışıklı olmasa bile en azından burak özçivit'e denk. bir de dizi başlamadan önce çalıkuşu'nu günümüze uyarlamaları gerektiğini düşünmüştük. her şey birebir olmaz tabii ki. savaşlar filan yok şimdilik. ama çalıkuşu'nun doğuya gittiği günler gelince şuan için de iyi bir uyarlama olurdu değil mi? bütün önyargılarıma rağmen, hala kötü olduğunu düşünsem de izlerken ara gözüm doluyor. belki de eski çalıkuşu'nun müziğini kullandıkları için. o melodiyi duyunca bir cız ediyor yani içim. çalıkuşu'nun kaderinin zamanında yayınlanan türkan gibi olacağını düşünüyorum. 2014'e girmeden biter bence. türkan konusunda da yanılmamıştım. çalıkuşu şuan kraliçe olma heveslisi ilk zamanlardaki sansa gibi. acaba uzaklara gittiği arya olduğu günleri görebilecek miyiz?


ben onu çok sevdim adnan menderes'in hayatını anlatıyor. adnan menderes için mehmet aslantuğ mükemmel seçim. birce akalay böyle insanların çok sevdiği ancak tam olarak ne olduğu belli olmayan bir oyuncu. esas kız ama asla büyüklerin ligine giremiyor. idil fırat kariyerinin kesin yolunu berrin menderes rolüyle tamamladı herhalde. hep böyle böyle roller. ismet inönü rolüyle ise yıllarca kan donduran üvey baba şemsi inkaya var. aşk üçgeni ana planında ilerliyor dizi. menderes'in iktidar dönemiyle lannisterlar gibi.


a.ş.k. ise tek konulu. bu bir olay etrafında dönüp durma sağlıklı bir politika değil. 2000'lerin başlarındaki asmalı konak sonrası insanların aynı tadı bulmak için hevesle başladığı diziler gibi. o zamanlar bir-iki sezon filan süren bu dizilerden olamaz bence a.ş.k.. artık tek konulu dizileri sevmiyoruz çünkü. hazal kaya her zaman joker bir isim. aslı tandoğan ise bir garip. ısınamadım ben o kıza. hakan kurtaş'ın daha karakter rollerinde daha iyi olabileceğini düşünüyorum ama ısrarla esas oğlana zorluyor. üst sıralara oturmak istiyor a.ş.k. ancak elindeki tek şey aşk üçgeni. margaery-renly-loras üçlüsü daha iddialı bir aşk üçgeni olsa da ben a.ş.k.'yı onlara benzettim.


yine ileri görüşlülüğüm beni yanıltmadı. nejat işler intikam'dan ayrıldı. söylemiştim ben biliyorsunuz. yerine yiğit özşener gelmiş. aslında o rol yiğit özşener'e daha uygunmuş. şimdi görünce anladım. bizim aslı'yı da değiştirmişler. zaten karakterin içine ettiler. bir de o her diziye gelen ikincilin en kötüsü kadını aslı yapmışlar. alican yücesoy da o sapık sarı olmuş, güzel olmuş. ama intikam bet. bu dizi oyunlarında reyting tahtının esas sahibi beren saat'tir. geçen sezon ve bu sezon dar deniz'in ötesindeki küçük şehirleri ele geçiren khaleesi gibi tahtından uzakta beren saat.


buna da sadece balon greyjoy dicem galiba. nasıl balon bir yapım belli değil. kıyafetler filan fiyasko..

medcezir ve merhamet benim canlarım. bu yüzden onlara ayrı ayrı yazı yazacağım.
her zaman derim; eylül yapımlarının çoğu biraz daha zayıf olur, yeni yıldan sonra daha iyi diziler gelir. kış ile birlikte gelen akgezenler gibi. kurt seyd & shura bunlardan olabilir. ama adı biraz garip yani şimdi şey mi diyeceğiz ''bu akşam kurt seyd & shura izleyeceğim...'' ?. o kısım birazcık garip olacak.
yazlık dizilerin ise elveda demeden önce saatleri değişmeye başladı. işe yaramamaya, engel teşkil etmeye başlayınca gözden çıkarılan kralın elleri gibiler.
hadi bakalım daha neler neler.... 




1 Ekim 2013 Salı

yaman ve kankasının havuz keyfi nasıl burunlarından geldi?


bu sene haftalık yazılan dizimi medcezir olarak belirlemiştim ancak iki bölümdür ihmal ediyorum. bu cumayı da geçirmemek adına hemen bir iki bölüm birden yapayım dedim.
sonunda zenginlerin hayatına doğru dürüst geri dönmek çok güzel. bu işi en iyi ece yörenç-melek gençoğlu ikilisi yapıyor zaten. diğer dizilerdeki zengin hayatları faso fiso. yamancığım görüldüğü üzere çabuk alıştı bu zengin adetlerine. sabahın köründe kalkıp havuzlara girmeler filan... eminim eski mahallende de girerdin havuza her sabah. havuz keyifleri yangınlarla ve hapislerle burnundan geldi ama yamancığımın. bu arada yardımsever avukat selim'in de neden yaman'ı evine aldığı yavaş yavaş ortaya çıkıyor. küçücük çocuğu havuzda kıstırmalar filan pek tehlikeli hareketler selim. zaten paçasından zenginlik akan karın ender de anladı niyetini evde seni kovalıyor. yaman da ender hanım'ı gözetliyor eski sevgili-yan komşuyla kocasını aldatıyor mu diye. sana mı kaldı ya insanların ilişkilerini dikizlemek? ahaha selim desen o da ayrı bir gözetlemede. karım ile yan komşu ne yapıyor diye bakarken o elektronik diş fırçasıyla ağzını deşecekti neredeyse. hiç hatırlamıyorum ben sandy'nin böyle hırtlıklar yaptığını o.c.'de(belki olmuştur ama). yerlileştireceğiz diye bizim toplumun en bet özelliklerini eklemeyin lütfen...


ya canlarım benim ya. herhalde daha iyi bir ikili oluşturulamazdı. o.c. ile bölüm konularına sadık kalarak ilerledikleri için eylül bu aralar önemsiz. summer da zaten ilk sezon regular değildi o.c.'de. yani bir karakterden çok tip olarak var şuan. tamam iyi hoş yine bayıla bayıla izliyoruz simaycığımızı ancak uyarlama yapıyorsan ve başına çok iyi iki senarist koyuyorsan bütününü ele alacaksın. sonradan summer götürecek yani diziyi. mesela luke'un marissa'nın arkadaşlarından birisiyle aldatma olayını orkun ile eylül'e çevirebilirlerdi. böylece mira-eylül arkadaşlığının sınanmasını da izlerdik. miraya ise sözüm yok. marissa'dan bin kat daha iyi. ancak en az onun kadar adam delisi. bir yaman'a bir bebiş orkun'a. marissa'nın da bu özelliğini seviyorduk zaten. eylül bir sonraki bölümde aynı o.c.'deki katilyon bölümünde olduğu gibi yaman'a asılacak. fragmanında gördük bunu. katilyonu bize nasıl uyarlayacaklar merak ediyorum. ''sosyeteye takdim'' demeyecekler herhalde. bu arada seth'in yüksek hatrına çok şans vermeye çalıştım ama hayır.. mert'i sevmiyorum. bir kere çok abazan ve çekilmez. mira-eylül ikilisiyle ilgili bir diğer sıkıntım ise kıyafetleri. tamam mira da asi bir tarz oluşturmaya çalışıyorsunuz ama coşturmayı seçmiyorsunuz. zaten sürekli gördüğümüz şeyleri giyiyor mira. eylül'ün şu sırtı açık elbiseleri güzel bir tek; o da kusturdu her bölüm her bölüm. elinizde zıpkın gibi erkekler taş gibi kızlar var. modayı iyi kullanın. kendi tarzları olsun.


sizi böyle kavga ederken görmek içimi sızlatıyor... artık bunların kanka olduğu bölümlere gelebilir miyiz? yok ama galiba orkun'u pure evil yapacaklar. olsun böyle de iyi. benim hatırladığım kadarıyla luke yangında hemen içeri giriyordu. burada orkun kan dondurdu ahah. ama olsun yine sevilir. şimdiden sude ile pek konuşur oldular zaten. bakalım ne zaman birlikte olacaklar. ama tepki toplamasın annenin kızının sevgilisiyle yatması? belki de kendi akıllarınca orkun'un babasının o.c.'de gey olmasından daha normal olduğu düşünülüyordur sude'nin orkun ile yatması. madem onu değiştirdiniz bunu da değiştirin değil mi? ama yok sude ile orkun olayını değiştirmezler. nasıl olsa sude zaten ucuz(!) bir kadın imajı çiziyor. orkun ile ilgili eklemek istediğim şeyler var. orkuncuğum blazerları artık omzumuza kadar kıvırmıyoruz. onu neon ışıkların bir yanıp bir söndüğü votka+enerjide votka yerine ispirto olduğu ve fonda 2007 yazının yabancı tırt şarkılarının çaldığı basit mekanlardaki insanlar o kadar kıvırıyor. artık sadece bilekten bir tık kıvırıyoruz. orkun'da kıvırma bir obsesyon biliyorsunuz. skinny pantolonlarını kıvırmasını seviyoruz beğeniyoruz. o kısım çok hoş. ancak madem bu kadar kıvırılınıyor. bir sefer de orkun'u pantolonları kıvırırken görelim. onu da o yatıp durduğu böcek suratlıya yaptırmıyordur herhalde.


ve enderciğim. bir daha söylemek istiyorum kadının paçasından zenginlik akıyor. eskiden o mır mır rollerde sevmezdim bu kadını. ancak çok tuttum burada. sinir bozucu alkolik kirsten'den çok daha iyi. harikalık resmen. asım şekip kaya da mükemmel. kibrinden yanına yaklaşılmıyor resmen adamın. yaman'ın annesi ise hayriye hanım-handan hanım boşluğunu dolduracak sandım bir an. ender hanım'ın evine yerleşecek filan dedim ancak olmadı. sude yine gönüllerin sultanı. sultanı ama... gönüllerin prensesi ender çünkü. kocası ve kocasının stalklamaktan delirdiği yaman'ı şu hapis muhabbetlerinden kurtarması çok güzeldi. içi el vermedi yaman'ın dövülmesine. böylece kankaların havuz keyfi devam edebilecek.

son olarak da mira'nın yaman'ın annesiyle insanlar dalga geçmesin diye sahneye atıldığı ve büyülediği yaz yaz yaz performansını paylaşıyorum sizlerle.
havuz görmekten kusana kadar medcezir...



17 Eylül 2013 Salı

welcome to the rich life yaman!



eveeet yeni sezonun ilk yazısıyla karşınızdayım. tabii ki bu yazının konusu medcezir. uzun yıllar önceydi. liseye yeni başlamıştım the o.c. izlerdik heyecanla. dawson's creek'ten sonra türk gencini etkileyen ikinci yabancı diziydi. şimdi 10 yıl sonra yerli uyarlaması başladı. ay buna dokunmasalardı baricilerden olmadığım için aşşşırı sevindiğimi söylemeliyim.


the o.c.'de yerden bitme acıların çocuğu, boynunda deri bantla gezen ryan'ı hiç sevmezdim. ancak medcezir'in yaman'ı çok iyi olmuş. o hem ezik hem de arada sırada filizlenen yaramaz çocuk tripleri çok tatlı olmuş. üstelik çağatay ulusoy zayıflayarak ve saçlarını uzatarak bir 15 yaş atmış. ben zengin avukat selim yerinde olsaydım yaman'ı tutup evime getirmek yerine bir kreşe yazdırırdım. yaman'ın detaylarına gelirsek; abisini oynayan adamı fazla yaşlı buldum. bizim trey gayet gencecik çocuktu bu resmen adam adam olmuş. ryan'ın üvey babası var mıydı hatırlamıyorum ancak annesinin şimdiden gözükmesi bence mantıklı bir karar. yabancı dizilerde konuk oyuncu kavramı oldukça profesyonel olduğu için bir problem yaşamıyorlar ancak biz sonradan gelen karakterlere özellikle misafir karakterlere fazla ısınamıyoruz. bu yüzden yaman'ın annesinin ilk bölümden gözükmesi mantıklı. ama tabii ki ryan'ın annesi hapislere filan girmiyor. biz birazcık daha üçüncü sayfa haberi daha olsun diye galiba dramayı arttırmışız. ama olsun benim uyarlamadan anladığım bu zaten. aynısı olsa the o.c.'yi izlerdik. o davette garsonluk yapan mahalleli fakir kız kim anlamadım. şu hamilelik meselesi ile ortalığı bulandıran sünepe olabilir.



mira mira mira... herhalde bizim mira'nın the o.c.'nin leğen kemiklerinin arası 3 metre olan marissa'dan daha güzel olduğunu söylememe gerek yok. aralara serpiştirilmiş bir kaç marissa mimiğinden ve jestinden de kurtulursa çok iyi olur. karakter olarak marissa mükemmel bir esas kızdı ancak mischa barton biraz abesti. serenay sarıkaya marissa karakterini çoşturacak uçuracak bir seçim. bu yüzden yerli ryan gibi yerli marissa'nın da orijinallerinden daha iyi olduklarını düşünüyorum. mira ve ailesini gördükçe içim yer yer cız etti ama. marissa'nın yavaş yavaş kendini yok etmesi, ailesinin dağılması ve ölümü aklıma geldikçe üzülüyorum. ama bir yandan da the o.c.'ye benden sonra başlayan arkadaşlarıma ''marissa 3.sezon finalinde ölüyor'' spoilerını verdiğim an aklıma geliyor zevkleniyorum.


efsanelerin efsanesi sethciğim ise olmuş ancak anladık ki adam brody başka bir şeymiş. izlemesi zevkli ama mert'i de. şu yaman'ın ''abi'' demelerini jargonuna katmaya çalışması filan oldukça başarılı. ama medcezirde en zor iş onun. kayıp şehir'in apaçi sadık'ına güvenim sonsuz... yalnız biraz sabredeceğiz.


summer için hazar ergüçlü'den daha uygun biri yoktu zaten. simay'dan beri özellikle sevdiğim bir oyuncudur kendisi. yine lokomotif bir rolde olması beni mutlu etti. the o.c. dediğimizde aklımıza önce marissa-ryan çifti değil de summer-seth çifti gelir. seth ve summer daha bir fenomen olmuştur çünkü. açık konuşayım yaz sonunda yayınlanan fragmanda hazar ergüçlü'nün çağatay ulusoy'a bakarak ''hem de ne bomba'' demesinden summer'ın ryan'a yazıldığı 10 dakikanın bokunu çıkaracaklar diye korkmuştum. seth ile summer benim gibi the o.c. fanları için tabudur. ancak yerli summer eylül ile yaman'ın arasındaki elektriği beğendim. güzel olur onlar gibi geldi. ancak yaman mert'e ihanet eder mi? ryan seth'e etmezdi. ama üzgünüm ki biz ihanet seviyoruz. medcezir'de neden olmasın?



barış falay ve mine tugay karakter oyunculuğu konusunda çok başarılı isimler. şimdiye kadar oynadıkları rolleri çok antipatik bulmuş olsam da idealistlik konusunda bir marka olan sandy'i barış falay'da; gıcıklıkta bir numara olan alkolik kirsten'ı mine tugay'da çok beğendim. cohenlerin bir vazgeçilmezi olan mutfak muhabbetlerini es geçmemelerine de sevindim. yaşlı kurt caleb olarak can gürzap'ı da beğendik. zaten can gürzap ne zaman fakir oldu ki? üstelik medcezir'in yıllar önce yayınlanan aşk ve gurur'un çekildiği evde geçiyor olması cancağızıma kolaylık sağlar. bay aşk muhabbetini ise fazla zorlama buldum.


bir başka the o.c. efsanesi julie cooper ise şebnem dönmez ile yerlileştirilmiş. yerli julie asude'nin kızının hayatının içine nasıl ettiğini izleyeceğiz. zavallı serenay sarıkaya kendine yine kötü bir anne bulmayı başardı. üstelik de yine batan zengin kızı. neyse ben julie'yı da çok severdim zaten. şebnem dönmez ile iyice tatlı olacak belli oldu. ancak şıllık, ucuz ve donuk julie yerine şıllık, ucuz ve fıkır fıkır bir julie var. mira'nın babasını ise bence marissa'nın babasına oynatıyorlar. aynı adam gibi..

son olarak kötü çocuğumuz luke'a hayat veren orkun'dan bahsetmek istiyorum. genelde kötü çocukları affetmeden sevmeme rağmen ben the o.c.de luke'u pek sevmemiştim. ancak ve ancak orkun pek iyi olmuş. giyim tarzı, halleri tavırları filan çok fabulous. pilottan tam notum ona söyleyeyim. güneş gözlüğünü takması bile olay. ancak luke, seth ile uğraşırken ona daha çok gey derdi. orkun mert'e ''kız'' dedi. galiba uyarlama yaparken ülkemizde eşcinsel düşmanlığının en büyük sebeplerinden birisinin kadın düşmanlığı olmasını es geçmek istememişler. ama umarım orkun'un gey babasını annesi olarak görmeyiz. yabancı dizilerden uyarlama yaptığımız dizilerde erkek eşcinsel karakterlerin kadın olarak çevrilmesi yapmadığımız şey değil(yazarken ben utandım ya!).
bir de yine zengin genç algısında problem yaşıyoruz. madem bahsedildiği kadar zengin bir çevre çocukları bu kadar ''leeş'' takılmaz. orkun ve yancıları, mira-eylül ve yancıları biraz basit muhabbetler yapıyorlar. bir de ''leeş'' çok eskilerde kaldı. ondan sonra ''ezik'', ''down'' ve ''fakir'' çıktı hatta bitti.

ece yörenç-melek gençoğlu ikilisinden birazcıcık daha kendi tarzlarında yerlileştirme bekliyoruz. onların küçük detaylarını seviyoruz çünkü. ancak tahminim önümüzdeki bölümler daha bir onların tarzında olur. hadi bakalım welcome to the rich life yaman!


13 Ağustos 2013 Salı

karınca ile cırcır böceği



evvvet sonunda tekrar bir aradayız. bu yaz da sizi yaz dizisi yazımdan mahrum bırakmadım. ancak biraz biraz yaz bitmekte olduğundan yeni sezonun müstakbel dizilerinden de bahsedeceğim.
biliyorsunuz yaz dizileri bütün yaz yayınlanıp ilk kardan önce kışa veda ederler. oysa tüm yaz eylüle hazırlık yapan dizi ekipleri bütün sezonu götürürler. ama bu yaz bir nebze daha kaliteli işler var. yine de bunlar üzgünüm ama kimi asıl sezonun ilk haftalarında kimi ise yeni yıla kadar dayanabilecek yapımlar. bu tükenmenin en büyük sebeplerinden biri yaz dizilerinin insanların kafasındaki algısı. yani kimse esas dizi gözüyle bakmıyor. bir de çok kalitesiz oluyorlar. mesela ekin türkmen'in aşk emek ister adlı işçi haklarına gönderme yapan sıfır kaliteli dizisi yazın bile tutunamadı. o kadar kötü yani.
bir başka isim oyunlu dizide benim hala umudum var. tamam güzel bir fikirdi ancak artık şu dizinin adında isim oyunu olması durumu KABAK tadı verdi. benim hala umudum var daha önce çekilmiş bir dizinin uyarlaması. ahu türkpençe'nin şöhret'inin 2013 versiyonu ama bazı yönlerini şöhretten direk almış. ünlü olacak umut adlı kızın abisi ile şöhret'in ahu türkpençe'sinin hırt abisi aynı. aynı hırtlık mevcut ve aynı adam oynuyor. ondan daha iyi temposu daha hızlı ancak sevgili laçin ceylan'dan başka bir esprisi yok dizinin. esas kız gizem karaca ise benim güzel de diyemediğim çirkin de diyemediğim birisi. stok esas kız olarak kariyerini devam ettirecek belli oldu. bir de şu göndermeli senaryo olayını yanlış anlamışlar berk oktay olmayan esas çocuk sürekli alt metinli alt metinli konuşuyor sinirim bozuluyor. tamam seviyoruz düz metin olmayan başka şeylere gönderme yapan dizileri ama fazlası da sıkıyor.



bence bütün aldığı eleştirilere rağmen güneşi beklerken yazın en iyi dizisi. senaryosu doyuracak kadar klişe; şaşırtacak kadar farklılaşmış. kötü bir şey değil bu. bence her dizi önce biraz klişe vermeli ama başka bir açıdan göstererek. kanal d'nin politikası yazın gençlik dizisini koyup esas sezonda ondan medet ummak. bir kere kavak yelleri'nde tuttu diye her yaz yaptı aynı şeyi. ama orada durum farklıydı. kavak yelleri amerikan lise dizilerinin atası dawson's creek'in uyarlamasıydı. etkisinin büyük olması normal. güneşi beklerken'in görüntüleri çok güzel ama yerli yersiz ortaya çıkan slow motion sahneler resmen OYALAMACA. neyse oyunculara gelirsek teenagerların ebeveynlerinin aileleri tam oturmuş. teenagerlarda bence yerinde seçim olmuş. başroldeki poor girl çok rolüne oturmuş. çok gıcık. golden boy da tam rolünün adamı adeta peri büyükanne. pantene reklamı saçları sinir bozucu. mean girl'ümüz ise çok tutuk ancak bu tutukluk rol gereği olabilir çünkü nedense çok cool duruyor. dizinin tabii ki de tek yıldızı kızıl saçlı bad boy. özel bir amerikan lisesinden transfer olmuş galiba. okulda resmen zorbalık yapıyor (suya kafa batırıp ifade almacalar filan) üstelik bir bad boy'un sahip olması gereken tüm ailevi problemlere sahip. hoş yani.. ama bu dizinin oyuncuları da güneşi beklerken bitince asıl sezonda yılbaşından sonra başlayacak olan yapımlarda karşımızda olacaklar. genç kadronun ilk ciddi işleri olduğu için yukarı doğru bir basamak olacak güneşi beklerken. naz elmas'ın ki gibi homofobik bir yaz dizisinde çöküşe doğru bir basamak değil.


kış hazırlıkları ise the o.c. uyarlaması med cezirde oldukça hissediliyor. iyi cast, iyi teknik ekip. üstelik hikayede sevdiğimiz özlediğimiz o.c. yani. umarım bozulmaz uyarlamada. orijinal hikaye taraftarı bir insanım ancak kitap ya da yabancı dizi uyarlamaları mantıksız değil. film uyarlamaları iyi düşünülmediğinde 3.bölümden sonra izlenmiyor.
bir başka yeni sezon dizisi bugünün saraylısı. yani güzel hikaye ama tat verdi. dolu dolu gelmezse izlenmez. yerli diziler çok geniş bir yelpazeye dağıldı. tek diziye ağırlık yok artık.
hazır olun iki osmanlı dizisi daha geliyor. çok sıkıldım yaaa. muhteşem yüzyıl zaten kan kaybından ölmek üzere siz iki tane daha kalabalık yapan osmanlı dizisi getiriyorsunuz. üzgünüm ama osmanlı çoktan çöküş dönemine girdi.
hazal kaya bu sezon dönüyor televizyonlara. partnerleri biraz yanlış seçim olmuş. izlemesi zevkli insanlar değil. dizinin adı da öyle. A.Ş.K ne ya? adını şebnem koydum'un kısaltılmışı filan mı?
bir de çalıkuşu uyarlanacakmış. tamam okey çalıkuşu güzeldi filan ama o da tat verdi. o kadar konuşuldu ki sırf reytingi garanti olacak diye düşünülmüş saçma bir deneme olacak. fahriye evcen ve burak özçivit oynayacaklarmış. ikisi de tek başlarına yetmez. üstelik fahriye evcen dizi ekranında soğuk.
efsanevi the sopranos da bu sezon uyarlama yerli diziler arasına girecek. the sopranos'u yedirtmemişler binnur kaya ve gökçe bahadır gibi mükemmel iki kadın oyuncuyu koymuşlar. ancak hikayenin yerlileşmesi gerek. bize soğuk kaçabilir.
evet şimdilik durum bu. yeni sezon bize ne masallar izletecek bakalım.

1 Temmuz 2013 Pazartesi

kuzey güney: kasların dönüşü



 haftalardır daha önemli konular olduğu için buraları boş bırakıyordum. hayatın hızla, birliktelikle, coşkuyla devam ettiğini şu son bir ayda iyice öğrendik. yine de kendi adıma bilgisayar karşısında oturup dizi yorumu yapmak bana saçma gelmişti. neredeyse her bölümünü burada yorumladığım kuzey güney'i final yazısından da mahrum bırakmak istemedim ama.
ilk olarak en başa dönülen sahnelere bakarsak eğer;
ali'nin finalde olması güzeldi. ben seviyorum böyle şeyleri. cemre'nin saçlarını, kahkülü kadınlara hiç yakıştırmamama rağmen sevdim. belki de o eski özlediğim kuzey'i güney ile kıskandırmaya çalışan umut verici kızı gördüğüm içindir. güney'in halini de sevdim. o eski yumuşak güney'i zamanında sevmesem de şimdiki brezilya dizisi kötüsü güney'e tercih ettiğimden özlemişim. ali de aynen olduğu gibi birinci sezonda ölmesi gereken bir karakterdi çünkü hikayesi ilerlemezdi. ancak dizinin tipleme eksikliği ikinci sezonda giderilmediği için finalde geri gelince bir boşluk doldu sanki. ama bence flashback sahnesinde kalmalıydı. kuzey'e gelirsek ise tam bir ergen demekten başka seçeneğim yok galiba. bu arada kuzey'in hapisten çıkınca yaptırdığı dövmelerinin hapse girmeden de olduğunu gördüğümüzde, hapse girmeden önce dövmelerini sildirdiğini çıkınca ise aynılarını tekrar yaptırdığını görürüz. belki de prison break şüphesi uyandırmak istememiştir hapishanede.


kuzey'i ben dizinin başından ikinci sezonun ortasına kadar çok seviyordum biliyorsunuz. sonra bir şeyler bir adam kayırmacalar durumu oldu pek haz etmedim kendisinden. o gazla güneyci falan oldum ama güney de taraf olmak için yeterli bir karakter değildi. fazla kötüytü. pek güneyci olma fırsatı verilmedi bizlere. sonra sonra son bölümlere doğru ben kuzey'in davasını merak etmekten uzaklaştım. bananeydi artık. ancak yine de kuzey'in körü körüne güney'e inanması sinir bozucuydu. kardeş olduklarını asla unutmamaları gerekirdi ama kuzey de böyle iyice acınılsın diye safoşa dönüşmemeliydi. neyse finale gelirsek kuzey'in pek bir olayı yoktu finalde. kıvanç tatlıtuğ'da oyunculuk olarak çok bir şey yapmadı. yine iyi oynadı ancak biz bihter yüzünden finallerde başrol oyuncusunun coşmasını arar olduk. kuzey'in sonu ise makara filan fena değildi. valla iyi ki güney gibi bir abisi var da şu makara işine girdi onun sayesinde. yoksa kuzey şuan gezideki çeviklerden biri olurdu.



güney'in çekilebilir bir karakter olmasının tek sebebi buğra gülsoy. bunu daha önce de söylemiştim. oyunculuk olarak da finalde çok iyi iş çıkardı adam. her ne kadar dizinin gidişatı için güney'in burnunun sürtülmesinin yerinde olduğunu düşünsem de karakter açısından bakılınca güney büyük bir haksızlığa uğramıştır. bu haksızlığı finalde hem kuzey ve cemre'nin arasından çekilmek hem de onlara bir vicdan azabı bırakmak için kendini öldürerek ya da kuzey için bir şekilde kendini feda ederek telafi edeceklerini düşünmüştüm. ancak güney'in, kuzey'in önüne geçmemesi için yine haksızlığa uğradığını gördük. tamam kuzey kahramanımız ama finalde bir kişinin bile bir tık yükselmesiyle önüne geçebileceği bir kahraman. bunun sebebi de kuzey karakterinin kısırlaştırılması. kuzeydeki malzeme kullanılamamıştır. bunun bedelini ise güney, hiç içinde olmayan şeyleri yaparak ödemiştir. her devrin adamı kapitalist güney tüm sömürüleri ile birlikte son bir ayda yavaş yavaş düşmüştür. hapishanede ise vücut çalışarak kuzey güney: yüzüklerin efendisi yazılarımın sonuncusuna isim veren kasları döndürmüştür. doğrusu kuzey, cemre ve gülten'in tatilinde sahilde kısa kollu atlet giyen kuzey, onu üstsüz bekleyenlerin toplandığı sahildeki forumun dağılmasına sebep olmuştur.


cemre cemre cemre... senin de finalde pek olayın yoktu. sadece şu evden kuzeysiz yalnız çıkışında fonda senin umutsuz aşık olduğun zamanlarda çalan müziğin olduğu sahne biraz duygusaldı. orada işte nasıl yitirilmiş bir hayat olduğunu fark ettim. kadınlığının getirdiği bütün hırslarını bıraktın. kuzey'in işi sayesinde orta doğu senin avrupa benim gezmeye başladın. galiba sen sessiz sedasız amacına ulaştın ha? ama sana benden tavsiye sakın paris'e gitme. nasıl olsa oraya ilk evliliğinde gittin. hayallerindeki o ''üç'' çocuğu da yaparsın artık. dönüştüğün kadın ile kuzey birbirine çok yakışıyor emin ol. ama sizin mutlu veya mutsuz olmanız uzun zamandır beni ilgilendirmediği için bu satırları bile zorla yazıyorum. yine de şükür ki kuzey ve cemre'nin halvet sahnesini görmedik. bu kadar büyütülen bekaretin finalde yok sayılması biraz içimin yağlarını eritti. kuzey'in cemreyi o sahnelerde ağlayarak alnından öptüğünü görmeye tahammül edemezdim. ama iki ay sonra cemre biraz buruktu. galiba zeynep kuzey'in yatak performansıyla ilgili yalan söylemiş cemreye. kızcağızın beklediğine değmediği yüzünden belliydi.


bir kadın neden feminist olmaz? bütün hayatına baktığımızda banu neden finalde ölür? bu son biraz muhafazakar değil midir? banu'nun sonu pek ''kadın'' adına pek umut verici değildi. iç karartıcıydı. senaristleri kadın olmasına rağmen güçlü kadınlar konusunda hep aynı bakış açısına sahipler. toplumun genel düzenini yansıtıyorlar belki ama iş gerçekçilikse eğer orada çok büyük ihtimal dışı olaylar var zaten kuzey güneyde. bir şeylerin değişmesi adına küçük bir adım bile atmıyorlar. diziler bizim için farkında olmasak da çok önemli. gerçekten insanlar etkileniyor ve eskisi gibi yerli dizilerin büyük başarılara ulaşamamasının sebebi hala eski usul diziler yazılıyor olması. yeni nesil izleyici kitlesine samimi gelmiyor bu etme bulma dünyaları. o kültürden çıktık artık. mesela diziyi izleyen genç kitlenin banu'nun intihar sahnesinden sonra bir donup kaldığına ama anlamsız bulduğuna eminim(bende böyle oldu da). artık bir çıkışın hep olduğunu biliyoruz çünkü. banu akli dengesi bir bölüm öncesine kadar yerinde olan, güçlü bir kadındı. finalde kuzey veya cemreden birini öldürmeye cesaret edemedikleri, güney'i yükselmesin diye öldüremedikleri için ''hadi banuyu öldürelim hem de hırslı kadının sonunu gösterelim'' demişler gibi olmuş. sadece böyle değil teknik olarak da haksızlık vardı bu sahnelerde. bir kere çok çabuk oldu her şey. itiraf edeyim silahı görünce banu güney'i öldürecek sandım. o kadar temelsizdi ki intihar sahnesi bade süalp'in başarıyla altından kalkması olması hissedilmeyecekti neredeyse. ya yere düşmüş ölmüş banuyu bile gösteremediler. algı direk acaba ölmedi mi oluyor o zaman. resmen üşenmişler. sahnenin tek gideri oyuncularıydı. bade süalp'in verdiği gerçeklik, buğra gülsoy'un o şaşkın tavırları ve hale soygazi'nin kızının ölümüne karşı yansıttığı bedensel acı çok doğruydu. ama genel olarak banu'nun ölümü umut kırıcı ve bu kadar soft bir sona fazla ağırdı. banu'nun sonu ülkemizin beyaz insanına karşı yanlış bir gözlemdir.


zeynep ise beni üç sebepten hayal kırıklığına uğratmıştır. bunun birinci sebebi cemre'nin gelinliğine yaptığı sabotajdır. tamam laf sokmalarını filan seviyordum ama bu basitliğini saçma buldum. en son ortaokulda izlediğim peru pembe dizisinde yapılmıştı bu. ikincisi ise kuzey ve cemreye finalde destek vermesidir. aptalım benim onlar senin desteğine ihtiyaç duymuyor ki. illa taraf olunacak ya. ayrıca zeynep'in nikaha gelmesi de ali'nin videosunu göstermesi de önemsizleştirilmiş biraz. bunun ilk sebebi zeynep'in nikaha gelme sahnesinin flashbackte gösterilmesi ikincisi ise ali'nin zaten daha eskiye ait bir flashbackte gözükmesi. nikahtaki video pek görevini yerine getiremedi bu yüzden. zeynep'e kızmamın üçüncü sebebi ise nikaha geldiği tuvalet. üzgünüm ama zeynep ben senin insanlara italya'da moda okuyorum deyip başka işler çevirdiğini düşünüyorum. bunun sebebi tuvaletinin güzel veya çirkin olması değil bir nikah için fazla olması. zevki geçtim daha nerede ne giyileceğini bilmiyorsun. bence sen FAYANS işine geri dön. başkentte alt geçitlerde fayanslar zarar görmüş hem. italyana geri dönemedin oraya taşın bari.


en güzel son aşkım simay'ındı. uzaklaşıp yeniden hayata başlamasına çok sevindim. direnmeye yurt dışında devam edecek artık. simay'ın sonu umut verici bir durumdu. yalnız orada da bir tuhaflık sezdim. ben birisinin üniversite okumaya isviçreye gittiğini ilk defa duyuyorum. isviçreye yatılı okula gidilir. üniversiteye ingiltereye ya da amerikaya gidilir. burak çatalcalı ise ne yaptı ne etti kendine yine gizemli bir olay buldu. tam olarak anlamadım simay'ı nasıl kullandı ne elde etti ama yine böyle sır içinde sır dolandırdı yani. simay'ın da dizide bulaşmadığı adam kalmadı. kuzey-ali-ferhat-sami-güney-şeref-barış-burak-can(striptiz barı unutmayın) hepsiyle şu veya bu şekilde bir ilişkisi oldu. dizinin en kilit karakteriydi ve bunu da sonuna kadar hak etti. şimdi isviçre kanallarından öğrendiği ülkemizle ilgili haberleri bize ulaştırır artık. malum bizde medya pek konuşmuyor. dizide de her şeyi ilk önce simay öğrenirdi zaten. bebiş barış'a gelirsek eğer; barış'ı burak'ın öldürdüğünü düşünmüyorum. burak çatalcalı katil olacak biri değil. barış kaçtı gitti işte. onun sonu da güzeldi mesela. her günahın bedelinin ödendiği bir dünya yok. barış'ın kaçak kalması da bu yansıtıldığı için hoştu. ancak sonra düşündüm ki barış son bir aydır yok. sonu böyle düşünülseydi en sonunda bir yakalanma sahnesi bile olmasa simay'ın barış'ın kendisini kaçırdığı flashback'in de barış gözükmeliydi. çağdaş onur öztürk diziden ayrıldı desem ona ilişkin bir şeyde duyulmadı. sonra araştırdım filan galiba çağdaş onur öztürk direniyormuş. kanal d gezi yayını yapmadığı için kanala boykot yapmış. ne diyelim helal olsun. korkak oyuncularımızın gözünü açar belki.
ha bir de simay-burak çatalcalı iş birliğini finalde flashbackle gösterince ters köşe olmuyor. öyle olması için düşünülse bile biraz sonradan uydurulmuş gibi duruyor.

fabulous can bey ise izdivaç programında talip olduğu kadının stüdyo teyzesi tarafından ortaya çıkarılan kirli sırrı yüzünden aldığı elektriği kesti. beyaz insanlarımızın üremesine izin vermiyorlar. can bey ve banuyu bir araya getirmediler. bu olayın en büyük şahidi de üç senedir izdivaç programında koca bekleyen venüs oldu. can bey de burak da çok yakışıklı ve zengin olmalarına rağmen dizideki kadınların hırt tekinoğlu erkeklerini sevmesinden dolayı yalnız kaldılar. bu yüzden burak çatalcalı ile can bey ebru sinaner'i sinaner köşkünden beraber uğurladıktan sonra önce içeri geçecekler, teselliyi birbirlerinde bulacaklar sonra da onur yürüyüşüne katılacaklar zannettim ama olmadı.  


denizciğimi finalde görmek güzeldi. onsuz olmazdı tabii ki de. şeref konusunda ise bazı şüphelerim var. madem güney'in silahında gerçek mermi yoktu neden bu kadar gerildik. finale göre biraz düşük bir kurtarıştı.





ebeveynlere gelirsek eğer; gülten hanım gibi bir karakteri asla unutmayacağız. ama onun iki bölümde bir serpiştirilen kişisel gelişim temalı hayata karşı mücadelesini anlattığı monologları biraz sıkmıştı. bu arada o karavanlı adamın bir akrabasının ölmüş olacağını size söylemiştim. buralara ara verdiğim için zaferimi yazamadım. karavanlı adam ile ilgili bir başka durum ise senaristlerin yine çok çok sevdiği başka bir durumu sundu bize. ölen kocanın-annenin ailesiyle iyi ilişkilerin sürmesi vakası. aynısı aynurda da vardı, fatmagül'ün buldumcuk ebe ninesinin avukat kocasında da vardı. aynur demişken ne kadar basit olduğunu geçen bölüm güney'e yaranmaya çalışmasıyla kanıtlamıştır. finalde de cemre evden çıkarken yalandan ağlayarak riyakarlığını gözler önüne sermiştir. sami zaten aynı odun. iki çemçom otursunlar birlikte. handan hanım gönüllerin sahibi. öyle böyle değil çok başarılı bir karakter handan. senaristlerin bazı şeylerini beğenmiyorum ama gözlem yetenekleri konusunda çok başarılı olduklarını reddedemem. handan hanımın bir kaç bölüm önce cemrelerden çıkarken hırkasını çantasına ''katlayıp koyduğunu'' belirtmesi efsaneydi efsane. aynur sami'nin kıllı dobik elini tutadursun handan hanımcığım biz senin yanındayız. ve belirtmem gerekir ki çok sevdiğim bir hayvana benziyorsun. handan hanım bizim penguenimiz. veee üzüntülü anlar başlasın. insanların içlerinde tepedeki insanlara karşı refleks gibi gelişen nefretler vardır. ebru sinaner her annenin yapacağı gibi sadece çocuklarının arkasında durdu. yaptıklarının bedeli ne servetini kaybetmek ne de evlat acısıydı. kuzey güney'in izleyici kitlesinin çoğunluğunun bu sonla içi soğudu. sinanerler her şeyden önce çok kadın bir aileydi. banu, barış, ebru sinaner ataerkillikten uzaktılar. kötü bir son onlar için kaçınılmazdı. melih bey takımını hatırlayın. aynı son aynı sahnelerle onlarında annesinin başına geldi. firdevs hanım da bir arabaya binip gitmişti. nereye gidiyor bu sosyetik kızı ölen kadınlar arabalara binip binip? firdevs hanım her yere gitmiş olabilir ama bence ebru sinaner saç rengini göz önünde bulundurursak kesin çağdaş yaşamı destekleme derneğine gitmiştir. sinanerleri seviyoruz. unutursam papyonum bozulsun.
neyse durum bu işte. iki sene boyunca izledik. çok isyan ettim kuzey güney hakkında çünkü iyi başlayan bir işti, ikinci sezonu hayal kırıklığıydı ama seviyorduk onu.
yani:

kuzey güney seni özleyeceğiz tatlım. 



27 Mayıs 2013 Pazartesi

kuzey güney: iki saruman




kuzey güney geçtiğimiz hafta deniz'in dönüşüyle renklendi. bir flashback olmadığı için ve sami'den sekizli şifreli şeyleri duyunca geçmişe gidip orada ne olduğunu deniz'den öğrendiğini düşündüğüm güney'e gıcık olmaya başladım. ben sevmiyorum ya her şeyin tıkır tıkır gitmesini. neyse ama kuzey ile cemre o kadar salak ki galiba karşılarında kim olsa tutarım. bu arada deniz seni çok özlemişiz. babanın kızı olduğunu kanıtladın yine. dolap içinde dolap çeviriyorsun. bir de ne diyeceğim ben ferhat'ı çok özledim.

iki saruman'a gelirsek;
birinci sarumanımız burak çatalcalı. kendisini ilk çıktığında severdim ancak sonra soğumuştum. şimdi şimdi bir kaç haftadır sinaner team'e geçtiği için onu tekrar seviyorum. kraliçe ebru'nun son generali de burak çatalcalı oldu. atilla sinaner zamanları ve ebru hanım'ın ilk zamanları baş komutan banuydu. sonra barış bu mevkiye yükseldi. biraz geçince güney ile barış rekabet halindeki iki baş komutan oldular. sonra barış rütbe kaybetti, güney tek başına ebru sinaner'in pis işlerini yaptı. şimdi ise burak çatalcalı sinaner team'in yükselişi için çabalıyor. çok iyi çok.. bence artık baya baya sevdiğim zeynep bu sefer doğru ata oynasın. sinanerlere kapağı atsın. öyle laf sokmakla hayat geçmez annem ben sana diyeyim. venüs ise hep yancı. kıyamam ikinci sınıf karakter bile olamadı. bir de baya acıyorum ben venüs'e ne tarafa gitse o taraf kaybediyor.
ikinci sarumanımız ise simay. o da baya pasifti bir kaç bölümdür. şimdi ise hala oyunda olduğunu, elenmediğini belli etti. baksanıza banu, zeynep, barış hepsi elendi bir tek simay ve güney kaldılar kuzey ve cemreye karşı. kuzey de simay ile güney'in birlikte yaşadığını öğrenince bozuldu filan. cemre de güney'in her şeye rağmen kuzey'in kardeşi olduğunu unutup kendi evlilik teklifi seremonisi yarım kaldı diye üzülüyor. gerçek bir dangalaksın cemre yaa. simaycığım ise öyle mi nasıl soktu fitleri kuzey'e sert sert.

hadi bakalım kim dönecek bilmiyorum ama biri dönsün de şu kuzey ile cemre'nin yüzüğü yok olsun filan.